...

Sağlık Bilgileri, Alternatif Tıp, Tedavi Yöntemleri

Sosyal aglar

sosyal ag sosyal ag sosyal ag sosyal ag
Saglik Sitesi
Sitemizde bulunan hastalik ve tedavi bilgileri tamamen bilgilendirme amacli olup, suphelendiginiz herhangi bir saglik probleminiz varsa oncelikle bir uzman doktora gorunmeniz gerektigini unutmayiniz. Saglikli ve mutlu gunler.

Erkek üreme organları

Erkek üreme sisteminin dış organları penis, skrotum ve testislerdir. İç organlar ise vas deferens, üretra, prostat bezi ve seminal veziküllerdir. Erkeğin genlerini taşıyan sperm testislerde yapılır ve seminal veziküllerde depolanır. Cinsel ilişki sırasında sperm meni adı verilen bir sıvının içinde vas deferensten sertleşmiş penise taşınır.

1. Penis (Kamış)
Penis karın duvarına yapışık bir kök, orta bölüm olan gövde ve koni biçimli ucu olan glanstan oluşur. Glans penisin ucunda üretra (meni ve idrar taşıyan kanal) dışa açılır. Glans penisin tabanı korona olarak adlandırılır. Sünnet edilmemiş erkeklerde koronanın uzantısı olan sünnet derisi (prepusyum) glans penisi örter.

Penis gövdesinin büyük bir bölümü erektil (sertleşebilen) dokudan oluşan üç silindirik alandan (sinüsler) meydana gelir. Büyük olan iki alan (korpus kavernosum) yanyanadır. Üçüncü sinüs olan korpus spongiosum (süngersi cisim) üretranın çevresini sarar. Bu alanlar kanla dolunca penis büyür, dikleşir ve sertleşir (ereksiyon).

2. Skrotum (Erbezi kesesi)
Testisleri saran ve koruyan ince kırışık derili kesedir. Skrotum ayrıca testisler için bir ısı kontrol sistemi olarak görev yapar; spermlerin normal gelişmesi için testislerin vücut sıcaklığından biraz daha düşük ısıda (35ºC) olması gerekir. Skrotum duvarındaki kremaster kasları gevşeyip kasılarak testislerin serinlemesi için vücuttan uzaklaşmasını ya da ısınması ya da korunması için vücuda yaklaşmasını sağlar.

3. Testisler (Erbezleri)
Skrotumun içinde bulunan değirmi biçimli oluşumlardır; genellikle sol testis sağdakinden biraz daha aşağıdadır. Testislerin iki işlevi vardır: sperm yapımı ve testosteron (başlıca erkek seks hormonu) sentezi.

4. Epididim
Testislere bitişik olan epididim yaklaşık 6 metre uzunluğunda bir tüp yumağıdır. Testislerden spermi alır ve spermin olgunlaşmasına elverişli bir ortam yaratır. Sol testis sağdakine göre biraz daha aşağıdadır.

5. Vas deferens (Meni kanalı)
Epididimden spermi alıp taşıyan kordon benzeri bir kanaldır. Her bir testisten çıkan kanal prostatın arkasından yukarı çıkar ve üretraya girerek ejakülasyon kanallarını oluşturur. Vas deferense paralel giden kan damarları ve sinirler gibi diğer yapılar bir arada sperm kordonunu oluşturur.

6. Üretra (İdrar Yolu)
Bu kanal idrarı mesaneden aşağı taşıyan idrar yolunu ve üreme sisteminde meninin dışarı atıldığı bölümü oluşturur.

7. Prostat Bezi
Pelviste mesanenin hemen altında yer alır ve üretranın orta bölümünü çevreler. Genellikle ceviz büyüklüğünde olan bu bez yaşla birlikte büyür. Prostat ve üstündeki seminal veziküllerde spermin beslenmesini sağlayan bir sıvı yapılır. Bu sıvı spermin ejakülasyon sırasında içinde bulunduğu salgı olan meninin hacminin büyük bir bölümünü oluşturur. Meninin içerdiği diğer sıvılar vas deferens ve penis başındaki müköz bezlerden gelir.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Erkeklerde utanır

Amerikan Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Volkan Ülker, testisi alınan erkeklerin depresyona girseler de protez taktırmaktan utandıklarını söylüyor.

Testisi alınan her 10 erkekten ancak ikisi protez taktırıyor. Protez testis taktıranların çoğunluğu 20-30 yaş arasında… Ameliyata karar verenlerin en çok sordukları ise “Testisler patlar mı” oluyor. Testisler patlamıyor ve 10 yıl kullanılabiliyor. Ortalama 30 dakikalık operasyonla takılan protezlerin fiyatları, büyüklüğüne göre 150 ile 450 Euro (235-706 YTL) arasında değişiyor. Protezlerin small, medium, large ve ekstra large olmak üzere 4 ayrı boyu var.

Protez testis uygulaması henüz çok yaygın değil. Doktor tarafından önerildiğinde protez testisi kabul eden erkeklerin gerekçeleri ise estetik ve psikolojik… Amerikan Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Volkan Ülker, testisini kaybeden erkeklerin depresyona girdiklerini, sevgililerinden ve eşlerinden utandıklarını söylüyor. Uygulamayı en çok tercih edenler, 20-30 yaş arasında yaygın görülen tümörler nedeniyle testislerini kaybedenler. Tümör çocuklarda görüldüğünde de aileler protez takılmasını istiyor. Bu özellikle babaların tercihi. Ergenlik çağındakiler için testisi olmamak önemli bir sorun. Çocuklara takılan testisler, daha sonra büyük boyuttakilerle değiştiriliyor.

Sperm üretimi durmuyor
Türkiye’de üç yıldır testis protezi satan Estetik Medikal firmasının satış departman sorumlusu Kevser Sucu, kendilerine en çok “Protez patlar mı” sorusunun yöneltildiğini anlatıyor. Sucu, protezin patlamadığını, 10 yıl süreyle kullanılabileceğini belirtiyor. Bu arada protez ameliyatlarından sonra sperm üretimi durmuyor. Ancak testisinin tamamı alınanlarda, operasyon öncesinde sperm alınarak donduruluyor. Bu kişiler, ilerde mikroenjeksiyon yöntemiyle çocuk sahibi olabiliyorlar.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Penis Eğrilikleri

1)Doğuştan olan penis eğrilikleri genellikle erkeğin cinsel aktif sürece girdiği ve penis boyutlarının geliştiği ergenlik çağında belirginleşir.

Tanıyı genelde bu çağdaki erkekler kendi gözleriyle eğriliği fark ederek kendileri koyar. Ancak birçok penis eğriliği hastasının utanma duygusu nedeniyle böyle bir sorunları olduğu halde doktora gitmediğini biliyoruz.

Hastaların özel ortamlarında penislerinin sertleşmesi ve bunu kendi çektikleri fotoğraflarla doktorlarına göstermeleri, tanıdaki önemli basamaklardan biridir. Doğumsal penis eğriliklerinin tedavisi mümkündür ve ameliyattır. Bu durum aslında biraz da penis estetik ameliyatı gibi de değerlendirilebilir.

2)Edinsel penis eğriliklerinin en yaygın olanı Peyronie hastalığıdır. Penisteki ereksiyonu sağlayan yapıları çevreleyen kılıfsı dokuda kollajen denilen bir maddenin birikimi ile bu dokuda plak tarzında sert alanlar oluşmasıyla karakterize bir hastalıktır.

Genellikle 40 yaşından sonra görülür. Bazı genetik etkenler, zorlamalı cinsel ilişki sonrası küçük damarlarda meydana gelen kanama odaklarının iyileşme sürecindeki hücre ve doku yenilenmesi veya E vitamini yetersizliğinin, bazen de şeker hastalığının neden olduğu gibi hipotezler vardır.

Hastalığın ilk döneminde sertleşme sırasında ağrılar ve peniste eğrilik meydana gelir.

Bu dönemde uygulanan ilaç tedavileri genelde %30-40 arası başarılı olur.

12-18 ayı kapsayan birinci dönem tamamlandıktan sonra Peyronie hastalığının kronik dönemi başlar. Bu dönemde eğrilik iyice artar. Eğriliğin derecesi bazen 150 derecenin bile üstüne çıkabilir. Bu dönemde sertleşme sırasındaki ağrılar azalır veya kaybolur.

Hastalar eğriliğin şiddetine bağlı olarak cinsel ilişki sırasında neredeyse akrobasi yapmak zorunda kalırlar.

Hastanın ereksiyon sorunu yoksa, eğriliği düzeltmek için gene bazı cerrahi teknikler uygulanır ve genelde de bu ameliyatlar başarılı sonuç verir.

Bazı cerrahi tekniklerin uygulanmasından sonra bazen peniste 1-2 cm lik kısalmalar olabilir. Bu yüzden penisin boyutlarına göre cerrahi tekniğin seçilmesi uygun olacaktır.

Peyronie’nin ileri dönemlerinde ciddi anlamda ereksiyon sorunu da ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda uygulanacak tedavi, penil protezlerdir (Mutluluk çubuğu) ve kesin tedavi çözümüdür.

Doktora gitmekten utanmayın çözüme kavuşun
Penis estetikleri ya doğuştandır ya da edinseldir. Ama her ikisinde de çözüm mümkündür. Hastanın ereksiyon sorunu yoksa, penis eğriliğini düzeltmek için bazı cerrahi teknikler uygulanabilir ve genelde de bu ameliyatlar başarılı sonuç verir.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Andropoz

Kadınların menopoz öncesi ve sonrasındaki dönemlerde yaşadıkları hakkında herkes bir şeyler bilir. Andropozdan ise pek söz edilmez.

Yılların yavaş yavaş tırmanan etkilerini ve sonuçlarını, erkekler kendi aralarında bile pek konuşmazlar. Gerçi kadınlarda adetten kesilme kesin bir eşiktir. Erkeklerde ise böyle keskin bir çizgiden bahsedemeyiz. Ama yine de bu konunun pek gündeme gelmemesinin nedenleri arasında, sanırım biraz ‘erkeklik gururu’ var.

Erkeklerin çoğunluğu 30 ile 45 yaşları arasında vücutlarında bazı değişiklikler olduğunu fark ederler. Bu belirtiler, yaşlanma başlangıcı veya ‘olgunlaşma’ belirtileri gibi görülerek pek önemsenmez. Oysa sayısız araştırmaya konu olan bu değişimlerin altında hormon dengesinin giderek bozulması yatar. Bu, 45 yaşından sonra da artarak devam eder.
İşte bazı belirtiler

Testislerde küçülme ve sertleşme ( testosteron azalmaz )
Ereksi yonda güçlük, olduğunda uzama
Yavaş ve güçsüz meni çıkarma

Bu değişimleri etkileyen en önemli faktörler ise söyle sıralanabilir ;
Vücut değişimleri, kas gücünde azalma, çabuk yorulma
Kalp-damar hastalıkları
Solunum sistemi hastalıkları
Seker hastalığı
Dejeneratif eklem hastalıkları
Prostat hastalıkları, operasyonlar
Kullanılan bazı ilaçlar ( tansiyon, depresyon vb.)
Alkol, sigara
Basarisizlik korkusu
Cinsel ilişki sırasında ölme korkusu
Monotonluk
Beklentilerin azalması
Toplumun yaslı cinselliğini yok farz etmesi
Kendine ait bir mekana sahip olamama
Sosyo-ekonomik güçlükler
Hanımlarda olduğu gibi hormon tedavisine gerek yoktur çünkü üretim azalmamıştır. Ancak genel sağlık sorunlarının yanında özellikle damar hastalıklarına bağlı olarak gelişen sertleşme problemi ve prostat büyümesine bağlı idrar sıkıntıları nedeniyle düzenli hekim kontrolleri gereklidir.

Eğer sertleşme olamıyorsa, günümüzde çok çeşitli ve güvenli penim protezler (mutluluk çubuğu) basit operasyonlar ile uygulanabilmektedir.

Prostat büyümesi önemlidir çünkü idrar yolunu tıkayarak çok rahatsız eder. Bu durumda kolay ancak dikkatle gerçekleştirilen operasyonlar basari ile yapılmaktadır. Bu operasyonlardan sonra sertleşme biraz güçleşmekte, meni çıkarma işlevi son bulmaktadır.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Testis kanserine dikkat

Testis kanserleri 15-35 yaş erkeklerde en sık görülen kanser tiplerindendir.Ancak aylık kendi kendine muayene ve semptomların değerlendirilmesi ile hastalık erken dönemde yakalanabilir ve tedavisi kolay bir aşamada müdahale edilebilir.

Testis kanserlerinde görülen semptomlar:

*Testislerde küçük ağrılı kitle
*Scrotumda ağırlık hissi
*Alt karın bölgesinde veya kasıkta ağrı
*Testislerde elle herhangibir değişiklik hissedilmesi
*Scrotumda ani kan veya sıvı toplanması
*Erken teşhiste en önemli kısım aylık kendi kendine muayenedir.Muayene için en iyi zaman sıcak bir banyo veya duştan sonra scrotumun sıcakla gevşediği andır.

Muayenede izlenecek adımlar:
*Aynanın karşısında ayakta durun.Scrotum derisinde herhangibir değişiklik veya şişlik olup olmadığına bakın
*Herbir testisinizi heriki elinizle muayene edin.Orta parmaklarınız testisin altında, başparmağınız üstünde olmak üzere parmaklarınız arasında testisi nazikçe çevirin.Bir testisiniz diğerinden daha büyükse bu sizi şaşırtmasın.Bu normaldir.
*Spermi taşıyan ve biriktiren yumuşak ve tubuler bir yapı olan epididymisi bulun.Kanserli kiteler genellikle testisin bu bölgesinde yerleşir.Ancak testisin ön yüzündede görüldüğü olur.

Eğer bu muayene sonucunda bir kitle ile karşılaşırsanız hemen doktorunuza görünün.Bu kitle kanseröz olsun olmasın hemen tedavi edilmezse yayılabilir.Unutmayın testis kanseri özellikle erken teşhis ve tedavi ile yüksek gerileme şansına sahiptir.Hemen tüm hastalarda testis kanseri yalnız tek testiste oluşur.Bu vakalarda erkek sexual ve üretken fonksiyonlarını diğer testisi ile sürdürebilir.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Erkekte kanalların bağlanması (vazektomi) nedir?

Erkekte kanalların bağlanması nedir?
Vazektomi erkeklerin kullanabileceği, basit, güvenli, geri dönüşü olmayan bir aile planlaması yöntemidir.
Döllenmeye yapan erkek tohum hücrelerinin geçtiği kanalların bağlanıp kesilmesidir.
Cinsel ilişkiyi etkilemez.

Erkekte kanalların bağlanması ne değildir?
Vazektomi hadım etmek değildir.

Kanallar bağlandıktan sonra erkeğin görünümünde, cinsel arzu ve yeterliliğinde, cinsel doyumunda, erkeklik organının (penisin) sertleşmesinde ve boşalmasında hiçbir değişiklik olmaz.

Erkekte kanalların bağlanması nasıl yapılır?
Vazektomi hayaların üzerindeki deri uyuşturularak yapılan basit bir cerrahi işlemdir. Deriden açılan küçük bir delikten girilerek erkek tohum hücrelerini taşıyan kanallar bağlanır ve kesilir. İşlem 10-15 dakika sürer. Deride hiç iz kalmaz. İşlem yapıldıktan sonra hemen eve veya iş yerine dönülebilir.

Erkekte kanalların bağlanması nasıl etkili olur?
Vazektomi işlerinde kanallar bağlanıp kesildiği için hayalarda (testislerde) oluşan erkek tohum hücreleri (spermler) cinsel ilişkide boşalan sıvıya (meniye) geçemez ve kadının yumurtasını dölleyemez.

Erkekte kanalların bağlanması ne zaman korumaya başlar?
Vazektomi işleminden sonraki ilk 20 boşalmada meni içinde hala erkek tohum hücresi olacağı için bu sürede başka bir aile planlaması yöntemiyle (kılıf gibi) korunmak gerekir. Yirmi boşalmadan sonra mümkünse vazektomi uygulayan klinikte erkek tohum hücresi sayımı yaptırmak gerekir. Sayımda erkek tohum hücresi görünmüyorsa artık başka bir ek yöntemle korunmaya gerek yoktur.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

İktidarsızlık, erkeklerin kabusu

Cinsel sağlık, kişinin genel fiziki ve duygusal sağlığının önemli parçası. Halk arasında ‘iktidarsızlık’ olarak bilinen sertleşme sorunu, cinsel sağlığı etkileyen tıbbi durumlardan sıkça görülen bir tanesi. Günümüzde sertleşme sorununun ‘İlaç, ameliyat, protez penis takılması ve psikoterapi’ gibi bir çok tedavi yöntemi mevcut.

Uzmanların belirttiğine göre, 3 ayı aşkın süre bir insanın cinsellikle ilgili arzu duyup ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edememesi durumuna ‘sertleşme sorunu’ adı veriliyor. Bu sorunda, organik sebeplerle birlikte psikolojik sebepler de etkili oluyor. Sertleşme sorunu, yaşın ilerlemesinin yanı sıra yüksek kolesterol düzeyi, koroner arter, yüksek tansiyon ve şeker hastalıkları gibi bir dizi rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkıyor.

Sertleşme sorunu olan vakaların çoğunluğu (yüzde 75), psikolojik değil fiziki kökenli. Damar sorunları, ereksiyon bozukluğunun en sık rastlanan sebebi. Ereksiyon bozukluğuna yol açan organik sebepler ise şunlar: Penisin kan dolaşımında görülen bozukluk, sinir iletimindeki aksaklık ve kan hormon düzeyinde meydana gelen değişiklik. Sertleşme sorununun psikolojik sebepleri ise şöyle sıralanıyor: Stres, evlilik sorunları, depresyon, cinsel başarısızlık korkusu ve cinsel bilgisizlik.
İlaç yan etkisi olarak, hali hazırdaki tedavilerden 200 tanesi bazı vakalarda ereksiyon bozukluğuna sebep olabiliyor. Bunların başında yüksek tansiyon ilaçları, antipsikotikler, antidepresanlar, H2 blokerler ve arterleri daraltan belli başlı sakinleştiriciler/damar sertliği yer alıyor. Bütün şeker hastası erkeklerin yüzde 35′inden fazlasında ereksiyon bozukluğu görülüyor.

Milyonlarca erkeğin mustarip olduğu ereksiyon bozukluğunun, şeker ve kalp-damar hastalıklarının, prostat kanserinin, alkol veya uyuşturucu alışkanlığının ilk tanınabilir semptomu olabileceğine dikkat çekiliyor.

Uzmanlar, ereksiyon bozukluğu bir kere tespit edildikten sonra (libido eksikliği, erken boşalma vb.nin tersine), çeşitli muayeneler ve testlerle sorunun gerçek sebebinin, yani psikolojik kökenli mi yoksa organik/fiziki kökenli mi olduğunun bulunabileceğini ifade ederek, doğru tedavi yapabilmek için önce doğru teşhis koymak gerektiğini kaydediyor.

Uzmanlar, sorunun sebebine ve derecesine bağlı olarak mevcut tedavileri şöyle bildiriyor: İntrakavernosal enjeksiyonlar gibi ilaç tedavileri, ağız yoluyla tedavi, sistemik ilaç tedavisi (testosteron), arter ve toplardamar ameliyatları, protez penis takılması, vakum-sıkma araçları ve psikoterapi.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Erkeklerde kısırlık

Tüm dünyada yüz binlerce çift çocuk sahibi olmak için masraflı ve yorucu tedavilere başvurmaktadır. Ancak bu­nun için öncelikli şart, erkek­te sperm sayısının yeterli ol­masıdır. Oysa son yıllarda ha­va kirliliği, stres, dar panto­lon ve külot kullanımı gibi faktörler sperm sayısının düş­mesine yol açmaktadır.

Sıkı ve dar pantolon ve iç kıya­fetten kaçınmalıdır. Bol giysi­ler önemle tavsiye edilir. Isıya aşırı duyarlı spermleri iklim şartlarına karşı korumalıdır. Tatile ve istirahata önem ver­melidir.

Dengeli beslenme ve çinko yö­nünden zengin (et ve hubu­bat ürünleri) gıdalara ağırlık vermelidir.
Alkol ve sigaradan uzak dur­malıdır.

Egzersiz ve spor ölçülü ve istikrarlı yapıldığında faydalıdır. Hava kirliliğinden uzak durmalıdır.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Hipoglisemi (Hipo)

Hipoglisemi, düşük kan şekeri seviyesi demektir. Diya­beti olmayan bir kişinin kan şekeri seviyesi hiçbir zaman 3,5 mmol/I’nin altına düşmez, çünkü doğal olarak sahip olduğu kontrol sistemi söz konusu düşüşü algılayarak in-sülin salgılamasını durdurur, glükagon gibi kandaki glikoz seviyesini arttıran diğer hormonlann salgılanmasını sağ­lar. Kişi kendisini aç hissetmeye başlar ve bir şeyler yiye­rek kan şekeri seviyesini yükseltir.
İnsülin veya insülin salgısını arttıran bir hap aldığınız­da ise kan şekeriniz karbonhidrat içeren bir şey yiyene kadar düşmeye devam eder. Kan şekeriniz düşerken, uyarı şeklindeki birçok belirti de tetiklenmiş olur (bkz. Kutu 2). Beynin normal işlevlerini görmesi neredeyse ta­mamen glikoza bağlı olduğu için hipoglisemi (düşük kan şekeri) tehlikeli bir durumdur. Eğer vücuttaki glikoz sevi­yesi çok düşerse beynin çalışma kapasitesi azalır ve aşa­ğıdaki kutuda sıralanan belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Eğer seviye daha da düşerse, kişi bilincini kaybedebilir (komaya girebilir).

Hipoglisemi belirtileri

O Titreme
O Terleme
O Kalp çarpıntısı
O Görmede bulanıklık
O Baş ağrısı
O Baş dönmesi veya sersemlik hissi
O Koordinasyonda zayıflama
O Aşırı açlık hissi
O Aşırı halsizlik
O Şaşkınlık
O Konsantrasyon zorluğu
O Konuşmada yavaşlık ya da dil sürçmesi
O Sinirlilik

Hipoglisemiyi nasıl önleyebilirim?

Hipoglisemi ile başa çıkmanın en iyi yolu, bu durumu ortaya çıkaracak koşulları engellemektir. Kan şekerinizin çok fazla düşmesini önlemek için, yemeklerinizi her gün aynı saatlerde yiyin ve kesinlikle öğün atlamayın. Unut­mayın ki duyduğunuz açlık hissi, kan şekerinizin çok düş­tüğünü gösteren bir belirti olabilir ve bir an önce bunu nor­mal düzeye çıkarmanız gerekebilir. Ayrıca doktorunuzun verdiği ilaçlan, doğru dozda ve doğru zamanlarda alın. Kan şekeri seviyenizi dikkatli bir şekilde izleyin. Böylece çok açık belirtiler ortaya çıkmadığı halde, kan şekerinizdeki düşmeleri tespit edebilirsiniz.
Sık sık hipoglisemi nöbetleri yaşamak, tedavinizin ve­ya beslenme düzeninizin yeniden ayarlanması gerektiğini gösteren bir işarettir.

Hipoglisemi nasıl önlenir?

Hipoglisemi ile başa çıkmanın en iyi yolu, bu durumu ortaya çıkaracak koşulları engellemektir. Kan şekerinizin çok fazla düşmesini önlemek için, yemeklerinizi her gün aynı saatlerde yiyin ve kesinlikle öğün atlamayın. Unut­mayın ki duyduğunuz açlık hissi, kan şekerinizin çok düş­tüğünü gösteren bir belirti olabilir ve bir an önce bunu nor­mal düzeye çıkarmanız gerekebilir. Ayrıca doktorunuzun verdiği ilaçlan, doğru dozda ve doğru zamanlarda alın. Kan şekeri seviyenizi dikkatli bir şekilde izleyin. Böylece çok açık belirtiler ortaya çıkmadığı halde, kan şekerinizdeki düşmeleri tespit edebilirsiniz.
Sık sık hipoglisemi nöbetleri yaşamak, tedavinizin ve­ya beslenme düzeninizin yeniden ayarlanması gerektiğini gösteren bir işarettir.

Neler hipoglisemiye yol açar?

Diyabetle yaşamaya başladıktan bir süre sonra, özellik­le hangi durumlarda dengenizin bozulduğunu kendi kendinize anlayacak hale gelirsiniz. Yine de, burada hipoglise­miye yol açan nedenleri anmakta fayda vardır:
• Metabolizmanızın alıştığı zamanda yemek yememek, öğün atlamak. Eğer insülin iğnenizi yapmış ve herhan­gi bir nedenden dolayı yemek yiyememişseniz her za­man yanınızda bulundurmanız gereken şekerleme veya bisküvi gibi karbonhidratlı gıdalardan az bir miktarda almanız gerekir.
• Ani ve aşırı bir biçimde hareket etmek (Otobüse yetiş­mek üzere koşturmak gibi.)
• Alkol almak. Karaciğeriniz, aşın miktarda alkol parçala­ması gerektiğinde glikoz üretemez. Bu nedenle insülin veya sülfonilüre alındığında alkol tüketmek, hipoglise­miye yol açabilir.

Hipoglisemi nasıl tedavi edilir?

Hafif giden bir atak, oldukça basit bir biçimde örneğin limonata içerek giderilebilir. Diyet içeceklerde şeker yeri­ne suni tatlandırıcılar kullanıldığı için, bunları tüketme­nin faydası olmayacaktır. Nerede olursanız olun, yanınızda mutlaka şekerleme veya bisküvi gibi karbonhidrat içeren bir gıda olmasına dikkat edin. Bu öneri, özellikle araba kullanacak veya spor yapacaksanız daha da önemli hale gelir.

Hipoglisemi ağırlaştığında neler olur?

Çok nadiren de olsa, kan şekeriniz yukarıdaki önlem­leri almanıza fırsat tanımayacak kadar hızlı bir şekilde dü­şebilir. Bu durumda uykulu veya baygın bir duruma geçmek, hatta ilerleyen vakalarda epilepsi nöbeti geçirmek ihtimal dahilindedir. Böyle bir tablo sizin için ve çevreniz­dekiler için korkutucu olabileceğinden, aynı şeyin bir da­ha meydana gelmemesi adına almanız gereken önlemleri öğrenmek üzere doktorunuza danışın. (Ağır hipoglisemi nöbeti geçiren bir kişiye çeşitli müdahalelerde bulunmak gerekebilir.)
• Bir şey yiyecek veya içecek durumda değilseniz, yanı­nızdaki kişiler hypostop denilen şekerli jeli ağzınıza sı­kılabilir veya diş etlerinize sürebilir.
• Kan şekerini arttıran glükagon isimli hormonun enjeksi­yon olarak alınması mümkündür. Kol veya kalçadan yapılan bu iğneden sonra kişi kendine gelerek bir şeyler yiyip içebilir.

Hipoglisemi atağı gece gelirse?

Kendinizin veya diyabeti olan aile fertlerinizden birinin, gece uyurken hipoglisemi krizi geçirme ihtimalinin sizi en­dişelendirmesi doğaldır. Özellikle Tip 1 diyabeti olan küçük çocuklann ebeveynleri için bu durum daha da endişe veri­ci olabilir.
Gerçekte ise, durum düşünüldüğü kadar korkutucu de­ğildir. Her şeyden önce, kan şekerinizin düşmesiyle ortaya çıkan terleme ve huzursuzluk belirtiler sizi uyandırabilir. Siz uyanmasanız bile, yatağın içindeki huzursuz hareket­leriniz eşinizi uyandırabilir. Bununla beraber, ağır bir hipoglisemi atağı esnasında, düşen glikoz seviyesini ayarla­mak için vücudunuzdaki bazı hormonlar harekete geçti­ğinde uyumaya devam etmeniz olağan bir durumdur. Böyle bir ataktan sonra genellikle baş ağnsı ile uyanır ve kendinizi oldukça kötü hissedersiniz. Bazen tam ters yönde bir dalgalanma da olabilir ve kan şekeriniz çok fazla yükselir. Eğer düzenli olarak bu tür belirtilerle uyanıyorsa­nız, farkında olmadan geceleri hipoglisemi atağı yaşayıp yaşamadığınızı öğrenmek adına, birkaç kere sabah erken saatlerde (2:00-4:00 gibi) uyanıp kan şekerinizi ölçün. Bu şekilde kendinizi neden kötü hissettiğinizi anlayabilirsiniz. Ayrıca doktorunuzla konuşarak gece aldığınız insülin do­zunun yeniden ayarlanmasını isteyebilir veya başka bir insülin türüne geçebilirsiniz.

Hipergliseminin belirtileri

Bazı kişiler hipergliseminin herhangi bir belirtisinin far­kına bile varmazken, birçok kişi aynen diyabetin ilk tanı­sının konulmasını sağlayan durumları yaşar. Genellikle hi­perglisemi atağı öncesinde ortaya çıkan belirtiler şunlardır:
• Sık idrara çıkma
• Aşırı susama
• Sık sık veya aşın acıkma
• Bulanık görme
• Halsizlik
• Zihinsel karmaşa
Eğer bu belirtilerden herhangi birini gösteriyorsanız, derhal kan şekeri seviyenizi normale döndürmek üzere harekete geçmelisiniz. Belirtileri görmezden gelirseniz, daha ağır komplikasyonlarla karşılaşabilirsiniz.

Hiperglisemi nasıl tedavi edilir?

Kan şekeri seviyeniz yükselmeye başladığında yapaca­ğınız en iyi şey, şekerinizi daha sık aralıklarla kontrol et­tirmektir. Kan şekeriniz istikrarlı bir şekilde 140 veya 150 mg/dl’nin üzerinde veya art arda iki kez 240 mg/dl’nin üzerinde çıkarsa, doktorunuzdan ne yapmanız gerektiğini öğrenin. İlaçlarınızı doğru zamanlarda ve doğru dozda al­dığınızdan emin olun ve diyetinize çok dikkat edin.
Eğer kan şekeriniz 240 mg/dl’nin üzerinde ise idrarı-nızdaki ketona bakılması gerekir. İdrarınızda keton çıkar­sa, aşağıda anlatılacağı gibi diyabetin ciddi bir komplikas-yonu olan diyabetik ketoasidoz görülebileceğinden, derhal doktorunuza başvurun. Kan şekeriniz bu denli yüksekse, efor sarf etmeniz hem kan şekerinde hem de keton seviye­sinde artışa neden olabileceği için egzersizden kaçının.

Hipergliseminin nedenleri

Hiperglisemi, bazen kan şekeri seviyesini çok dikkatli bir şekilde kontrol altında tutan kişilerde dahi önlenemeyebilir. Yine de, hiperglisemi oluşturabilecek durumların far­kında olmak önemlidir, çünkü böylece ortaya çıkma sıklı­ğını azaltacak önlemler alınabilir.
Hipergliseminin nedenleri şöyledir:
• Yanlış gıdalar tüketmek
• Çok fazla yemek yemek
• Tedavi edilmemiş diyabet s Egzersiz azlığı
• Stres
• Hastalık veya yaralanma gibi nedenlerden kaynaklanan fiziksel sıkıntılar
• Çok fazla ilaç almak
• Diyabet ilaçlarını gerektiği biçimde kullanmamak

Hipoglisemik farkındalık

Diyabetli kişilerin, bir zaman sonra hipoglisemi atakla-nnda ‘erken uyarı sistemi’ni kaybettiklerinden şikâyet et­tiklerini duymuşsunuzdur. Bu kişilerin çoğu, erken uyan sistemini kaybetmelerinin hayvanlardan elde edilen insü-linden, insanlardan elde edilen insüline geçilmesinden kaynaklandığına inanmaktadır. Konunun bu yönü üzerin­de durmadan önce, farkmdalığın hangi sebeplerden ötürü kaybolabileceğini ele almak gerekir.
Son yıllarda, çok uzun yıllardır diyabeti olan kişilerin ne zaman hipoglisemi atağı geçireceklerini daha az tahmin eder olduklannı gösteren araştırmalar ortaya çıkmıştır. Birçok in­san 15-20 yıl insülin kullandıktan sonra, uyan niteliğinde­ki belirtileri daha az fark edebilir hale gelmektedir. Bu duru­mun neden kaynaklandığı tam olarak netleşememekle bera­ber, zaman içerisinde pankreasın düşük kan şekerine karşı glükagon salgılama yeteneğinin kaybolduğu bir gerçektir. Bazı diyabet hastaları, hipogliseminin öncü belirtilerinin de­ğişiklik gösterdiğini ifade ederken; diğerleri, belirtilerin ön­lem almaya vakit bırakmayacak kadar hızlı geliştiğini söy­lerler. Sorunun, ortalama kan şekeri seviyesi normalden dü

Hipoglisemi, kan şekeri seviyesini yüksek bir dü­zeyde sabit tutarak önlenebilir mi?

Kişinin kan şekeri seviyesinin sürekli yüksek olması, hipoglisemiden uzak kalmasını sağlayacaktır. Ancak bu durumda da diyabete bağlı uzun vadeli komplikasyonlarm gelişme riski artar. İnsülin kullananlar için riskli hiperglise-mi ile sıkıntı veren hipoglisemi arasındaki dengeyi koru­mak oldukça zor olabilir ama günümüzde kullanımda olan farklı preparat ve enjeksiyonlar bu dengeyi kurmayı ko­laylaştırmaktadır. Eğer ardından kan şekeri seviyenizin epeyce yükseldiği sıkıntılı hipoglisemi atakları yaşıyorsa­nız, tedavinizin gözden geçirilmesi veya değiştirilmesi için doktora başvurmanız gerekmektedir.

Hipoglisemiyle ilgili bilgiler

O Hipoglisemi, insülin veya sülfonilüre hapı kullanan herhangi bir kişide oluşabilir.
O Hipoglisemi, her kişide farklı belirtiler oluşturur.
O Eğer hipoglisemi atağı geçireceğinizi düşünüyorsa­nız, hemen kan testi yaptırarak durumunuzu görme­ye çalışın.
O Eğer hemen test yaptırmanız mümkün değilse, limo­nata gibi (kalorisi düşük olmayan) hızla kana karışan bir karbonhidrat alın.
O Süt ve bisküvi hemen kana karışmadığı için bu amaçla tüketilmeye uygun değildir.
O Sık sık hipoglisemi atağı geçiriyorsanız doktorunuza başvurun.

Hiperglisemi (yüksek kan şekeri), 12 mmol/1′nin üs­tünde olan kan şekeri seviyesi olarak tanımlanır. Hipergli­semi birdenbire de ortaya çıkabilir, yavaş yavaş da kendi­ni gösterebilir. Her iki şekilde de ciddiye alınması gereken bir durumdur. Kan şekeri seviyesindeki ani yükselme, özellikle Tip 1 diyabeti olan kişilerde, diyabetik ketoasido-za neden olabilir. Uzun yıllar süren hiperglisemi, tüm vü­cuttaki kan damarları ve sinirlerde tahribat gibi komplikas-yonlara yol açabilir.

yazının devamını okumak için tıklayınız »

Diyabetin başlıca belirtileri

* Artan susama hissi
* Vücudun çok su kaybetmesi
* Özellikle geceleri sık idrara çıkma
* Kilo kaybı
* Aşırı yorgunluk, uyuşukluk
* Genital kaşınma veya düzenli olarak pamukçuk oluşması
* Bulanık görme

yazının devamını okumak için tıklayınız »